Milli Mücadelede Çocuk Kahramanlar

Milli Mücadelede Çocuk Kahramanlar

2008-12-01 19:48:00
ERZURUM - İnsanlık tarihinde birçok ulusun verdiği kurtuluş mücadelelerine örnek teşkil eden olan Kurtuluş Savaşı’nda, dünyanın dört bir yanından gelen düşmana karşı, millet olarak topyekün mücadele verirken, bu mücadeleye katılan çocukların unutulmaz kahramanlıkları bulunuyor.

Atatürk Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Enver Konukçu, Büyük Önder Atatürk’ün çocuklara bayram armağan eden tek lider olduğunu belirterek, “Çocuklarımız yaptıkları kahramanlıklarla bu bayramı hak etmişlerdir” dedi.

Kurtuluş Savaşı’nda kadın ve erkekler gibi çocuklarında düşmana karşı verilen mücadelede yerini aldığını anlatan Prof. Dr. Konukçu, yaptıkları kahramanlıklarla dikkati çeken yüzlerce çocuğun bulunduğunu ifade etti.

Her savaş gibi 1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda da en fazla zararı çocukların gördüğünü anlatan Prof. Dr. Konukçu, Ermenilerin Erzurum’da yaptıkları katliamlarda çocukları bile öldürdüklerini ifade ederek, “Ermeni çeteciler, kazanlarda haşladıkları çocukları ailelerine yedirdikleri biliniyor” diye konuştu.

7 YAŞINDA DÜŞMANA VE İSYANCILARA KARŞI SAVAŞTI
Erzurum’un 1955-1960 yılları arasında belediye başkanlığı yapan 1965-1967 yılları arasında da Sağlık Bakanlığı görevini yürüten Edip Somunoğlu’nun 7 yaşında düşmana ve isyancılara karşı verilen mücadele de yer aldığını anlatan Prof. Dr. Konukçu, şunları söyledi:
“Atatürk’ün uygun görmesiyle ve Kazım Karabekir Paşa’nın emriyle, Ebulhindili Cafer Bey komutasında kurulan ve sadece Dadaşlardan oluşan birlik, 1920’de Ankara’ya gitmiştir. Bu birlik Düzce ve Adapazarı isyanlarının bastırılmasında önemli görevler üstlenmiş, ayrıca Yunan ordularına Geyve boğazının geçilmez olduğunu göstermişlerdir. Bu birlik içinde 7 yaşındaki Edip Somunoğlu’da yer almış ve yapılan başarılı mücadelede pay sahibi olmuştur.”















“İLK CUMHURİYET SEDASI ÇOCUKLARDAN GELDİ”
Erzurum Kongresi’nin yapıldığı günlerde Atatürk, kaldığı evde Mazhar Müfit Kansu’ya gizli kalması şartıyla yazdırdığı önemli notlar arasında kurulacak yeni devletin idare şeklinin Cumhuriyet olduğunu ifade ettiğini hatırlatan Konukçu, şöyle devam etti:
“Atatürk bu dönemde Köşk adlı mesire bölgesinde Erzurumlularla sohbet ederken, Albayrak okulu öğrencileri buranın önünden geçerken ‘İdaremiz cumhuriyet olmalıdır’ şeklinde bağırdıkları tarihi kaynaklarda yer alıyor. Bu ülkemizin kurucu Atatürk’ü çok duygulandırır ve mutlu eder. Yeni kurulacak devletin idare şeklini korkusuzca ilk ifade eden çocuklar olmuştur.”

ÇOCUKLARIN KAHRAMANLARINDAN BAZI ÖRNEKLER
Çeşitli kaynaklardan derlenen çocuk kahramanlıklarıyla ilgili birkaç örnek ise şöyle:

















1. Dünya Savaşı’nda binlerce askerin donarak şehit olduğu Sarıkamış Harekatının yapıldığı günlerde cephedeki askerlerin iaşe sorunu baş gösterir. Galip Paşa’nın “yiyecek yetiştirin” şeklindeki telgrafları üzerine dönemin Erzurum Valisi Tahsin Bey çaresizlik içindedir. İlk hamlede toplanan 150 bin kilo buğdayın 90-95 kilometre uzaklığındaki cepheye ulaştırılması için çareler aranır.

Vali Tahsin Bey, cepheye yiyeceklerin çocuklar tarafından taşınabileceği fikri üzerine harekete geçer. Durum okullara, muhtarlara bildirilir. Bir gece Amerikan bezlerinden 30 kiloluk bini aşkın torba dikilerek unla dolduruldu.

Sayıları bine yaklaşan henüz çocuk yaştaki gençler, Hükümet Konağı önünde toplanarak Nebilhan’a kadar taşıyacakları unları sırtlanarak aşırı soğuğa cepheye yiyecek yetiştirmek yola çıkar.

Cephane taşırken çığ altında kaldılar
İran sınırında Ruslara karşı savaşan tümen cephanesiz kalınca Van’dan istenen yardım sonrası yaşları 12-17 arasında değişen 80’i öğrenci 120 çocuk, yatak çarşaflarından ve perdelerden kesilerek yapılan torbalara konulan mermileri sırtlarına bağlayarak yanlarındaki jandarma erleri ile cepheye doğru yola koyulur.

Aşırı soğuğa rağmen yol alan çocuklardan, dağı aşarken yakalandıkları fırtına sonrası haber alınamayınca arama çalışması başlatılır ve çığ altında kaldıkları belirlenir. Çocuklardan 38’i ile 3 jandarma çığ altından son anda kurtarılırken, 82 çocuk ile diğer jandarma erleri şehit olur.

14 yaşındaki Osman
İsmail Habib Sevük’ün Yurttan Yazılar adlı esirinde ise Çukurovalı 14 yaşındaki Osman’ın destanlaşan kahramanlığı yer alıyor. 14 yaşında olan ve adı muhtemelen Osman olduğu anlatılan çocuğun Fransızlara karşı verilen mücadele de yaptığı kahramanlık şöyle:
“Türkler tarafından Toroslarda sıkıştırılan tam teçhizatlı Fransız müfrezesi kagir bir binaya sığınır. Günler geçmesine rağmen bina ele geçirilemez. Fransızlara yardım gelmesinden korkulur ancak askerler binadan çıkarılamaz. Bu sırada 14 yaşındaki Osman, gece karanlığında gaz yağı tenekesiyle çatıya tırmanır ve binayı ateşe verir. Kargaşa içinde dışarı çıkan Fransız askerler ele geçirilir.”

Olayın kahramanı Osman’ın akıbeti bilinmiyor ancak, bir müfrezeyi bir çocuğun alt etmesi tarihteki yerini alır.

NTVMSNBC

çanakkale savaşının kahraman çocukları...

Çanakkale savaşı, hiç kuşkusuz, Türk tarihinin en önemli ve de en kanlı savaşlarından birisi. Asırlar boyunca birçok savaşa evlatlarını göndermiş olan Osmanlı Devleti, elinde kalan son insan gücünü de istemeyerek de olsa katılmak zorunda kaldığı bu savaşta kullanmak zorunda kalıyordu...


Öyleki çeşitli cephelerde savaşa savaşa, artık ordudaki asker ihtiyacını karşılayacak kadar yetişkin insan kalmamıştı. Kaldı ki ; o güne kadar dünyada görülmemiş büyüklükteki düşman donanması Çanakkale Boğazı'na dayanmıştı ve Çanakkale'yi geçip İstanbul'a gelmesi ise devletin sonunun gelmesi anlamına geliyordu. Tehlike bu kadar büyüktü... Fakat asıl büyüklük ise, tehlikenin büyüklüğünü kavrayıp, okullarını, sıcak yuvalarını, ana kucaklarını ve geleceklerini bırakarak, kesinlikle geri dönemeyecekleri belli olan bu savaşa gönüllü olarak katılan küçücük bedenlerdeydi... İşte aşağıda okuyacağınız satırlar, Çanakkale Savaşı'nın adları, mezarları dahi bilinmeyen çocuk kahramanlarının anlatıldığı bir hatıradır.

















Araştırmacı yazar Aydın Ayhan, “ Çanakkale… Ah Çanakkale... " isimli eserinde şunları anlatıyor ;

Balıkesir İvrindi’nin Mallıca köyünden 104 yaşında vefat eden Azman Dede Çanakkale savaşına katılmış gazilerimizdendi. Gençliğinde iki metreyi aşkın boyu, dev görünümüyle insan azmanı sayılmış, herkes ona azman demeye başlamış, soyadı kanunu çıkınca da Azman soyadını almıştı. Esas ismi adeta unutulmuştu.

Yıllar önce bir yerel araştırma sırasında Mallıca köyü kahvesinde kendisiyle görüştüm. Kulakları ağır işitiyordu. Köylülerden biri yardımcı oldu. Benim sorduklarımı kulağına bağıra bağıra söyledi. Onun sesine alışkın olduğundan anladı. Sorduklarımı cevapladı.

Söz Çanakkale’ye geldiğinde o koca ihtiyar sarsıla sarsıla, hıçkırıklar içinde ağlamaya başladı. Kendi zor duyduğu için kan çanağına dönen gözleriyle bize de duyurmak için bağıra bağıra anlatmaya başladı:

" Bir hücum sırasında bölük erimişti. Yüzbaşı telefonla takviye istedi. Gece yarısı siperleri takviye için istediğimiz askerler geldi. Hepsi askere alınmış gencecik insanlardı. Ama içlerinde daha çocuk denecek yaşta üç-dört asker vardı ki hemen dikkatimizi çekti.

Bölüğü düzene soktum. Yüzbaşı gelenlerle tek tek ilgileniyor, karanlıkta el yordamıyla üstlerini başlarını düzeltiyor, sabah yapılacak olan süngü hücumuna hazırlıyordu. Sıra o çocuklara geldiğinde, o cıvıl cıvıl şarkı söyleyerek gelen çocuklar birden çakı gibi oldular.

Yüzbaşı sordu : Yavrum siz kimsiniz ?

İçlerinden biri : Galatasaray Mekteb-i Sultanisi talebeleriyiz. Vatan için ölmeye geldik! diye cevap verdi.

Gönlüm akıverdi o çocuklara. Bu savaş için çok küçüktüler. Daha süngü tutmasını bile bilmiyorlardı. Onlarla ilgilendim. " Mermi böyle basılır. Tüfek şöyle tutulur. Süngü böyle takılır. Düşmana şöyle saldırılır!" diye.

Onları karşıma alıp bir bir gösterdim. Siperlerin arkasında ay ışığında sabaha kadar talim yaptık. Gün ışımadan biraz dinlensinler diye siperlere girdik.

Ortalık hafif aydınlanır gibi olunca hep yaptıkları gibi düşman gemileri gelip siperlerimizi bombalamaya başladılar. Yer gök top sesleriyle inliyordu. Her mermi düştüğünde minare gibi alevler yükseliyor, bir gün önce ölenlerin kol, bacak, el, ayak gibi parçaları havaya kalkan toprakla siperlere düşüyordu. Mermiler üzerimizden ıslık çalarak geçiyordu. Siperler toz duman içinde kalmıştı.

Bir ara Yüzbaşı "Azman yandık!" diye siperin köşesini işaret etti. O şarkı söyleyerek sipere gelen, sanki çiçek toplarmış gibi neşeli olan o çocuklar siperin bir köşesinde sanki bir yumak gibi birbirine sarılmış tir tir titriyorlardı. Çocuklar harbin gerçeği ile ilk defa karşılaşıyorlardı. Ürkmüşlerdi. Yüzbaşı yandık demekte haklıydı. Muharebede bir ürküntü panik meydana getirebilirdi. Tam onlara doğru yaklaşırken içlerinden biri avaz avaz bir marş söylemeye başladı!

Annem beni yetiştirdi, bu yerlere yolladı.
Al sancağı teslim etti, Allah'a ısmarladı.
Boş oturma çalış dedi, hizmet eyle vatana.
Sütüm sana helal olmaz, saldırmazsan düşmana.

Baktım hemen biraz sonra ona bir arkadaşı daha katıldı. Biraz sonra biri daha... Marş bitiyor yeniden başlıyorlar. Bitiyor bir daha söylüyorlar. Avaz avaz! Gözleri çakmak çakmak...

Hücum anı geldiğinde hepsi süngü takmış, tüfeklerine sımsıkı sarılmış, gözleri yuvalarından fırlamış dişler kenetlenmiş bekliyorlardı. O an geldi. Birden Yüzbaşı "Hücum!"diye bağırdı. Bütün bölük, bütün tabur, bütün alay cephenin her yerinden fırladık. İşte tam o anda, tam o anda, o çocuklar kurulmuş gibi siperlerden fırlayıverdiler. İşte o an. Tam o an bir makineli yavruları biçiverdi. Hepsi sipere geri düştüler. Kucağıma dökülüverdiler. Onların o gül gibi yüzleri gözümün önünden gitmiyor. Hiç gitmiyor! İşte ben ona ağlıyorum, o çocuklara ağlıyorum!... "

Azman dede ağlıyordu. Ben ağlıyordum. Kahvede kim varsa ağlıyordu.

Kahveci gözyaşları içinde bize çay getirdi. Eğildi ;

“ Azman dede hep ağlar. Niye ağladığını bugün ilk defa anlattı ” dedi.

Küçücük bedenlerinde mangal gibi yürek taşıyan Çanakkale'nin minik kahramanlarını saygıyla anıyor, kocaman bedenlerinde zerre kadar vicdanı ve devlete zerre kadar faydası olmayanlara bu hatıranın ders olmasını diliyoruz...


7363
0
0
Yorum Yaz